Abdülhamid - Erdoğan

Abdülhamid Han ve Siyonizm

Filistin İşgali

Filistin toprakları ve bilhassa Kudüs şehri ticarî, ziraî ve jeopolitik açıdan bütün büyük devletlerin alaka gösterdiği topraklardır. Buna bir de Kudüs’ün Müslüman, Hristiyan ve Yahudi inanışı için vazgeçilemez olduğunu eklediğimizde Filistin’in kıymetini ve meselenin çetrefilliğini idrak etmeye başlıyoruz.

Bu makalede ortaya koymak istediğimiz husus ise İsrail devletinin temellerini atan Siyonist hareketin ne olduğu ve -fiilen- son halife Abdülhamid Han’ın Siyonist projeye mani olmak için nasıl bir mücadele verdiğidir. Bununla birlikte tıpkı Abdülhamid Han’ın üstlendiği misyonu devam ettirerek Çin’den ABD’ye kadar ümmet-i Muhammed (sav) coğrafyasına ve bilhassa Kudüs’e büyük ihtimam göstermesiyle tanınan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Filistin Meselesi’ne yaptığı katkılar bu yazıda hatırlatılan tarihî gerçekler doğrultusunda yeniden değerlendirilecektir.

Theodore Herzl

Siyonizm denilince ilk açıklanması gereken Siyon-izm kavramından bahsetmek gerekir. Çünkü Siyonizm fikri ve hareketinin temelleri Yahudiler’in ‘mesihlik’ ve ‘arz-ı mevud’ akidesine dayanır. Eski Ahit’ten çıkartılan bu akideye göre, sınırları Nil Nehri ile Fırat Nehri arasındaki bölgeyi kapsayacak şekilde genişletilen, Siyon (Kudüs) şehrinin merkez olduğu, Hz. Davud (as) tarafından fethedilmiş ve Hz. Süleyman’ın (as) mabedini yaptırdığı bu toprakları tanrı Yahudilere vadetmiştir. (Tevrat, II. Samuel, 5/7.) Hz. Musa (as) Mısır firavununun zulmünden İsrailoğulları ile birlikte hicret ederken bu yolda vefat etmiştir.

Hz. Davud (A.S.) Kabri

Tarihin neredeyse hiçbir zamanında ciddi bir siyasî kuvvete kavuşamayan Yahudiler çeşitli devletler tarafından sürgün edilmişler, Afrika-Avrupa-Balkanlar-Anadolu ve Rusya’ya dağılmışlardır. Siyonizm hareketi ise, Mesih’i beklemeden, dünyaya dağılmış olan Yahudilerin vatana geri dönüş yapmak için Kudüs’ün (Siyon) başkent olduğu Filistin’de ne pahasına olursa olsun İsrail devletini kurma projesidir. Siyonizm’in tüm arka planı Yahudilik’e dayansa da Siyonizm fikrini ilk ortaya atan İngiltere’dir.

İngiltere Karikatürü

Abdülhamid Han’a atfedilen çok meşhur bir söz vardır: “hangi taşı kaldırsam, altından İngiliz parmağı çıkıyor.” Abdülhamid’e bu sözü söyleten, İngiltere’nin teknolojik zaferler neticesinde dünyanın bir numaralı deniz gücü haline gelerek kolonyalist bir imparatorluk kurmasıdır. Yani İngiltere sermaye, silah teknolojisi ve deniz gücü ile İngiltere Kuzey Afrika’dan Çin’e kadar uzanan bir bölgede nüfuz sahibiydi. Dolayısıyla Abdülhamid’in düşmanlığını kazanmak pahasına 1882’de Mısır’ı işgal ederek Filistin’e komşu olan İngiltere, Filistin’de tamamen kendisine bağlı bir kitle oluşturmak istiyordu. Kudüs’teki Ortodokslar Rusya’yı ve Katolikler ise Fransa’yı desteklerken, İngiliz Quarterly Review gibi dergi ve gazeteler ‘İsrail vatanı’ kavramını alenen dillendirmeye başladılar. Londra Yahudileri Cemiyeti ve İngiltere’nin Kudüs Konsolosluğu bütün varlığını bu Siyonist emelin gerçekleşmesine hasretmişti. İngiltere’nin kolonyalist emelleri Avrupa ve Rusya’da yükselen anti-semitizmle büyük bir ilerleme kat edecekti.

Fransız Yüzbaşısı Yahudi Dreyfus

19. Asır sonlarında Avrupa’nın ırkçılığı ve Hristiyanların aşırı ayrımcı muameleleri yüzbinlerce Yahudi’nin yaşamasını tehdit eder hale geldi. Şehirli Yahudiler bilim adamı ya da tüccar olarak toplumda büyük söz sahibi değillerdi fakat bilgi ve sermaye sahibiydiler. 1894 yılında bir iftira olduğu sonradan ispatlanan Fransız ordusundaki Yahudi Yüzbaşı Dreyfus sadece Yahudi olduğu için ihanet suçundan müebbet hapse mahkum edilince Yahudi kimliğinin aşağılanması bütün Avrupa basınına ve kamuoyuna yansıdı. Diğer taraftan Rusya’da ve Romanya’da ‘Yahudi olmak ve ölmek’ eşdeğer kavramlar olmaya başlamıştı. Buralarda yaşanan Yahudi katliamları (‘pogrom’) kitlesel Yahudi göçlerini başlattı. Yahudiler’in kitlesel olarak “anavatana göçmeyi” ifade eden ‘aliyah’, Abdülhamid Han’ın tahtta olduğu 1882 yılında Ruslar’ın yaptığı Yahudi katliamı sonucu başlamıştır.

Sonuçta bilgili, kültürlü ve Yahudi şeriatında faizin hoş görülmesi hasebiyle sermaye sahibi bir toplum olarak Yahudiler Avrupa şehirlerinde tüccarlık, akademisyenlik ve bankerlik yapmaya başladılar ve Theodore Herzl ile teşkilatlanma konusunda zirveye ulaştılar.

İsrail'in İlan Edilişi

Siyasi Syonizmin kurucusu olarak bilinen Theodore Herzl Yahudiler için büyük anlam ifade etmektedir. Hatta İsrail devleti kurulduğunda ülkenin 1. Başbakanı Ben-Gurion, Herzl’in portresinin altında poz vermiştir.

Theodore Herzl

Viyanalı bir Yahudi olan Herzl şehirli ve eğitimlidir. Viyana Ünv.’den hukuk diplomasını aldıktan sonra ihtisasını yine Roma hukuku üzerine yapmış, fakat meslek olarak gazetecilikte karar kılmıştır. Aslında Herzl bütün hayatını ve akademik kariyerini bir İsrail devleti kurmak üzere planlamasa da süreç onu o noktaya getirdi. Çünkü ticarette ve akademide çok faal olan Yahudi toplumu Avrupa’da kesin bir şekilde dışlanıyordu. Dreyfus Davası’nda sadece Yahudi olduğu için müebbete mahkum edilen yüzbaşının davasını gazeteci olarak izleyen Herzl, 1894’ten ölümüne kadarki on yılını Siyonizm’in tüm Avrupa’da diplomatik olarak teşkilatlanmasına adamıştır. 1896’da teorik bir eser olan, Der Judenstaat: Versuch einer modernen Lösung der Judenfrage (Yahudi Devleti: Yahudi meselesi için modern bir çözüm) kitabını yayımlamıştır. Çok ilginçtir ki dünyanın en muktedir adamlarından biri olarak temayüz eden Hitler’in Kavgam adlı kitabından daha kalıcı bir etki bırakmıştır.

1. Kongre

Herzl’in ikinci en önemli icraatı ise 1897’de Dünya Siyonist Teşkilatı’nı kurup bir beyanname yayımlamasıdır. Buna göre, Siyonizm Yahudi halkına kamu güvencesi altında (yani Osmanlı yönetimi ya da İngiltere yönetimi altında) Filistin’de bir yurt kurulmasını amaçlamaktadır. Siyonist Teşkilatı’nın kuruluşundan itibaren Herzl her yıl Siyonist kongreleri tertip etmeye devam etti. Herzl Yahudileri bir yurt kurmaya mâlî ve siyasî olarak teşvik ederken, askerî zafiyetlerini uluslararası destekle aşmaya çalıştı. 1898’de Abdülhamid Han’ın dostu ve müttefiki Almanya Kayzeri II. Wilhelm’in desteğini alabilmek için onun İstanbul ve Kudüs seyahatlerine katıldı. Herzl 1904’te ölene kadar Yahudi alimlerini, tüccarlarını, halkını ve İngiltere gibi kendilerine destek veren ülke diplomatlarını ve meşhur Yahudi zengini Lord Rothschild’a kadar uzanan büyük bir teşkilatlanma ağını, Osmanlı Filistini’nine karşı örgütleyecekti.

Macar Yahudisi ve Çifte Casus Arminius Vambery

Osmanlı İmparatorluğu’nun ciddiyetini anlayamayan Herzl’in Filistin civarında bir Yahudi devleti kurmaya yönelik planı, Yahudi sermayesinden ve bilhassa Lord Rothschild’dan alınan para ile Osmanlı Devleti’nden büyük bir toprak parçası satın almaktı. Sultan Abdülhamid ile irtibata geçmeye çalışan Herzl iki diplomatik kaynaktan Sultan’a ulaşmaya çalıştı. Birincisi Polonyalı bir zengin olan Philip Nevlinski diğeri ise bir Macar Yahudisi olan Türkiyatçı Arminius Vambery’di.

Sultan Abdülhamid

Bu konudaki elimizdeki en geniş kaynak olan Herzl’in hatıralarına göre Nevlinski, Herzl’in ‘Filistin topraklarını satın almak’ tasarısını Sultan’a arz etmiş fakat Abdülhamid Han’dan Herzl’in bütün hayallerini suya düşürecek olan şu meşhur cevabı almıştır:

“Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmışlar... Bırakalım Yahudiler milyarlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler.”

Abdülhamid Han’dan kesin bir ret cevabı alan Herzl bundan sonra pazarlığını Filistin’de Osmanlı’ya tâbi bir Yahudi devleti karşılığında Abdülhamid Han’ı en çok sıkıştıran meselelerden biri olan Osmanlı borçlarının birleştirilmesi ve tek kalemde Yahudi sermayesi tarafından silinmesi üzerinden yapmaya çalışacaktı.

Sultan Abdülhamid ve Theodore Herzl

1899’da Nevlinski’nin ölümü üzerine Macar Yahudisi Vambery aracılığıyla Sultan’a ulaşmaya çalışan Herzl bu sefer 1901’de Abdülhamid Han’la yüzyüze görüşmeyi başardı. Aralarında Osmanlı maliyesinin tahkimi ve Osmanlı topraklarındaki madenlerin değerlendirilmesi hakkında bir görüşme gerçekleşti. Yani diplomasi dehası olarak bilinen Abdülhamid Han, Herzl ile yaptığı görüşmede Yahudi devleti projesi hakkında değil, Herzl’in Osmanlı’ya nasıl hizmetler verebileceğine dair bir sohbet gerçekleştirdi; zaten yukarıda alıntılanan sert cevaptan sonra bir padişah bu kadar sert bir fikir değişikliğine gidip Filistin’i Herzl’in şahsî bir projesi olarak konuşamazdı. Burada ilginç olan Abdülhamid Han’ın yaptığı diplomasidir. Çünkü Osmanlı maliyesine dair Fransızlarla yaptığı pazarlığa karşı ve Ermeni meselesinde Avrupa’da yapabileceği katkıları düşünerek Herzl’i sadece bir Osmanlı kozu olarak kullanmaya çalışmıştır Sultan Abdülhamid.

Yahudi Pogromu

Diğer taraftan bilhassa Rusya ve Romanya’daki katliamlardan kaçmak zorunda kalan Yahudiler çeşitli diplomatik hilelerle Osmanlı’ya ve Kudüs’e yerleşmeye ve toprak satın almaya çalışıyorlardı. Yahudilerin Filistin’e sızma kve toprak koparmak için yaptıklarını şöyle tasnif edebiliriz:

  1. Yahudiliğini gizleyip İngiliz, Fransız, Alman vs. vatandaşı gözükerek yerleşmek ve toprak satın almak,
  2. Emekli olmuş yaşlı bir Yahudi gibi göstererek ömrünün son günlerini geçirmek için izin almak ve toprak satın almak,
  3. İltica talebi,
  4. Lord Rothschild ve diğerleriyle kurulan Yahudi tarım şirketleri adına toprak almak,
  5. Hile ile gizlice Filistin’e sızarak yabancı konsolosluklara sığınmak,
  6. 3 aylığına hacca geldikten sonra geri dönüş yapmadan yerleşmek.
Yahudi Göçleri Meselesi Hakkında Bir Daire-i Hariciye Vesikası

Bu taktikleri kullanan Yahudilere ve Siyonist projeye mani olabilmek için Sultan Abdülhamid birçok tedbir aldı. 1883’te bir irade-i seniyye ile Yahudilere mülk satışı yasaklandı. Üstüne üstlük padişah Hazine-i Hassa’daki şahsî mal varlığı ile Filistin’de birçok araziyi satın alarak, Yahudilerin toprak alımlarına kesin çözüm bulmak istemiştir. 1891’de çıkartılan bir irade-i seniyye ile hiçbir Yahudi’nin Osmanlı vatandaşlığına alınmasına izin vermemiştir. En sonunda ise Yahudilerin sadece Filistin’de değil Osmanlı toprağı olan hiçbir yerde toprak ve mülk satın alamayacağına dair bir emir yayımlanmıştır.

Edmond de Rothschild

Alınan bütün tedbirlere rağmen Avrupa’da ve bilhassa Rusya’da eziyetlerden bıkan Yahudi halkı kitlesel olarak Kudüs, Yafa ve civarına yerleşti. Kapitülasyonlar sayesinde Filistin’e yerleştikten sonra Osmanlı bayrağı altında İngiltere vs. devletlerden himaye bulan Yahudiler burayı terk etmediler. Lord Rothschild Filistin’in sahil şeridinde, Kudüs’ün batısında bulunan Yafa civarında özel üretim için 30 Yahudi tarım köyü kurdurdu. Bugün Tel Aviv olarak bildiğimiz İsrail’in başkenti Lord Rothschild’ın aldığı bu topraklardır.

Abdülhamid’i anlamak herşeyi anlamak olacaktır!

NECİP FAZIL KISAKÜREK