Abdülhamid - Erdoğan

"Abdülhamit - Erdoğan" bir Boğaziçi Küresel projesidir.

Yeni Bir Lider

Şinasi

Abdülhamid
Erdoğan

Şinasi

Aceb midir medeniyyet rasûlü dense sana
Vücûd- ı mu’cîzin eyler taassubu tahzîr

İbrahim Şinasi
Acaba ‘çağdaşlığın peygamberi’ mi desek sana
Çünkü O şaşırtıcı varlığındır gericiliği bitiren
Reşid Paşa

Abdülhamid
Erdoğan

Reşid Paşa

19. Yüzyıl İstanbul’unda en önde gelen aydınlarımızdan ve gazetecilerimizden olan Şinasi Reşid Paşa’ya yazdığı kasidesinde, Reşid Paşa’yı bu kelimeyle anmıştı: RASÛL!

Evet, evet. Hazinesinde yüzbinlerce methedici kelime olan Osmanlı Türkçesi’nden Şinasi’nin aklına gele gele “rasûl”den başka kelime gelmemişti. Yani peygamber!

Ne kadar evirip çevirsek de Şinasi’nin burada Reşid Paşa’ya dinî bir misyon yüklediği inkar edilemez. Çünkü her peygamberin ilahî kaynaktan alıp getirdiği birşeyler olur. Şinasi’ye göre, ilahi kaynak: AVRUPA’dan Reşid Paşa’nın getirdiği: TANZİMAT’tı.

Tanzimat: Garip Bir Aşk Hikayesi

Bab-ı Ali kapısı

Abdülhamid
Erdoğan

Bab-ı Ali kapısı

1839’da Gülhane’de ilan edilen Hatt-ı Hümayun’la başlayan Tanzimat dönemi şöyle de açıklanabilir: Osmanlı Batı dünyasından sürekli dayak yiyordu; ve bu çaresizliğini aşabilmek için sadece dayakçısına bakarak, çözümler üretmeye çalışıyordu. Bu Batı’dan yediği yumrukların ve tokatların nereden, ne zaman geleceği bilinmediği için gözlerini dayakçısının üzerinden alamıyordu. Sanki O’na aşıkmış gibi bakmaktan başka çaresi yoktu. Sizce de bu dönem çok garip bir aşk hikayesini andırmıyor mu? Peki, neydi bu Tanzimat?

Tanzimat’ı Anlamak

Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi ve teknolojik gelişmelerle birlikte Batı’da koskocaman yeni bir dünya kurulmuştu. Ve bu çok hızlı bir şekilde Osmanlı’nın üzerine doğru yürüyordu. 1798’de Napoleon Mısır’ı işgal etmişti ve Ruslar’da Osmanlı’nın kuzeydeki tüm topraklarını adım adım ele geçiriyordu. Buna karşılık, Osmanlı Devleti de artık kendi değerleri ve geleneğinden ziyade Avrupa siyasetini ve geleneğini bilen bir kadro yetiştirmek istiyordu. Böylelikle Osmanlı yönetiminde ilk kez Avrupa’da eğitim almak, yabancı dil bilmek ve Avrupalı devlet bürokratlarından arkadaş edinmek herşeyden önemli hale geldi. İşte bu Avrupa merkezli yaşayan Osmanlı yöneticisine de ‘Tanzimat Adamı’ dendi.

Tanzimat Adamları

Fuat Paşa

Abdülhamid
Erdoğan

Fuat Paşa

Bu dönemde artık Osmanlı Devleti padişahın küçük çevresiyle ve divanıyla yürütülemiyordu. Bu boşluğu işte Tanzimat Adamları kendi bürokrasisini kurarak dolduruyordu. Böylelikle padişahın yanında çok büyük siyasî ağırlığı olan bir kadro oluşuyordu. Zaten 2. Mahmud’un temellerini attığı bu süreçle iktidar, 1839’dan 1880’lerde Abdülhamid Han’ın geri alışına kadar, Tanzimatçılar’ın bürosu olan Bab-ı Ali’deydi (hükümet). Fakat bu kadronun en sıkıntılı yanı ise halkın bu Avrupaî yönetimden memnun olmayışı, yani batıcılık sorunuydu. Yani Batı’yla olan ilişkilerini bazen Osmanlı aleyhine kullandıkları ve Batı’ya özendiklerinden dolayı lüks ve gösteriş merakının hem padişahlarda hem de Tanzimat Adamları’nda görüldüğü vakidir.

Padişahlar

Abdülhamid Han’a gelene kadar gelenekten modernliğe ya da Batılılığa geçişte sembolleşmiş padişahları resimleriyle birlikte inceleyelim. İlk bakacağımız padişah: son geleneksel Osmanlı padişahı diyebileceğimiz 3. Selim’dir.

3. Selim

Abdülhamid
Erdoğan

3. Selim

3. Selim (1789-1807) imparatorlukların kaderini değiştiren Fransız Devrimi’yle aynı dönemde tahta çıkmıştır. Osmanlı ordusundaki Yeniçeri sorununu devrim yapmadan geleneğin izinde çözmek için Nizam-ı Cedid’i yani yeni düzeni kurmaya çalışmıştır.

Economist

Abdülhamid
Erdoğan

Economist

Batı’nın en garip yanlarından biri de objektifim deyip, rahatlıkla yalan söyleyebilmesidir. İşte anlı şanlı Ekonomist Dergisi kapağında 3. Selim’in yüzüne Erdoğan’ı eklemiş. Ekonomist’in Erdoğan’ı Son geleneksel padişah diyebileceğimiz 3. Selim’le özdeşleştirmeleri aslında Erdoğan’ın kendini ve ülkesini bildiğine işarettir.

2. Mahmud

Abdülhamid
Erdoğan

2. Mahmud

İşte 2. Mahmud. Yani halkın ‘gavur padişah’ dediği Osmanlı hükümdarı. Uzun bir hazırlıktan sonra 1826’da yeniçeriliği kaldırmıştır. Yeni ve büyük bir Osmanlı bürokrasisi gerektiğini anlayınca, Tanzimat’ın temellerini atmıştır. Batı’ya benzemek amacıyla pantolon vd. Kıyafetler için kanunlar çıkartmıştır. Fakat Batı’dan ayrı olduğumuz belli olsun diye de fes takmayı mecbur kılmıştır. Bu halk arasında gavur denilmesine sebep oldu. Fes takmanın adete dönüşmesi Osmanlı’da toplumsal mühendislikle oluşturulan ilk gelenektir. Resimde 2. Mahmud’un giyinişindeki Batılı unsurlara dikkat çektik.

Abdülmecid

Abdülhamid
Erdoğan

Abdülmecid

Tanzimat padişahları olan Abdülmecid ve Abdülaziz de halk tarafından kötülenen özellikleri vardır. Çünkü imparatorluk ekonomisinin zor olduğu günlerde, diplomatik ihtiyaçlardan ötürü de olsa, lüks (altın işlemeli vs.) ve gösterişçi saraylar inşa ettirmişlerdir.

Abdülaziz

Abdülhamid
Erdoğan

Abdülaziz

Ayrıca İslam’ın halifesi olmalarına rağmen idareyi tamamen Bab-ı Ali’deki hariciye çıkışlı paşalara bırakmaları, üstüne üstlük içki içmeleri ve halktan ve İslam’dan uzak yaşayışları, halkça kötülenmeleri için fazlasıyla yeterli sebeplerdi. Son olarak da Abdülaziz’in hacca gitmeyip de (hiçbir padişah gitmemiştir) Paris ve Londra’ya seyahat etmesi zikredilebilir.

İslam’dan-halktan kopuşu ve Avrupa’ya yakınlaşmayı içeren bu süreçte liderler kendilerine Batıcı bir hava oluşturmuşlardır. Buna karşılık Abdülhamid Han ve Erdoğan nasıl bir ‘lider karizması’ inşa etmişler, ona bakalım.

Abdülhamid

Abdülhamid
Erdoğan

Abdülhamid

Abdülhamid Han’ın diliyle ‘lüks merakı’ eleştirisi

Memleketimizde dinimiz dahi mutlak müsavatı (eşitlik) emrettiğinden kıyafetimizden, her günkü yiyeceğimize kadar sade olanı tercih etmemiz icap eder. Bu hususta ben iyi bir numune olmaya çalışıyorum. Paşalarımın sadeliğe gayret etmemeleri üzücüdür. Elimi bu eşek arısı yuvasına uzatmak istemiyorum ama yüksek rütbeli memurların bu kadar yüksek maaş almaları da şaşırtıcıdır.

Sultan II. Abdülhamid
Abdülhamid

Abdülhamid
Erdoğan

Abdülhamid

Abdülhamid Han’ın diliyle Batıcılık eleştirisi

“Eğer Fuad Paşa’nın lakabının deli olduğunu bilmesem, çok fazla cesur olduğuna hükmederdim. (...) Bana teşebbüs kabiliyetinden mahrum bulunduğumu söylemek cür’etini gösteriyor ve Türkiye’de ıslahat kendi kendine olmaz. “Yeniliğe doğru ilerlemeliyiz, gavurlardan geri kalmamak için gece gündüz çalışmalıyız” diyor.
”Medeniyeti, garbı (Batı’yı) Hristiyanlara bırakmalıyız, onlara hased etmemiz için hiç sebep yok! Anlaşılan Fuad’a medeniyet hastalığı sirayet etmiş.”

Sultan II. Abdülhamid
Cumhurbaşkanları

Abdülhamid
Erdoğan

Cumhurbaşkanları

Erdoğan da halktan kopukluğu düzeltti

Erdoğan’dan önceki tüm cumhurbaşkanları istisnasız frak giymişlerdir. Erdoğan bu Batıcı kurala uymayarak, sokakta her gün giyilen kıyafetlerle işi çözdü.

Üstüne üstlük Türkiye’nin kimliğini oluşturan temel unsurlardan biri olan İslam’a hayatında önemli bir yer ayırmıştır. Abdülhamid Han Şeyh Zafiri’yi sarayında misafir olarak tutuyordu. Diğer taraftan Erdoğan’ın ise imam hatip liseli olmasında gelen aurası herkesin malumudur.

Recep Tayyip Erdoğan

Abdülhamid
Erdoğan

Recep Tayyip Erdoğan

Protokol padişahı değil, terleyen, koşan, koşturan lider

Abdülhamid ya da Erdoğan milletini bizzat temsil edebilmek için Bab-ı Ali’den ve bürokrasiden yönetimin yükünü alıp, kendi omuzlarına yüklemiştir. Bu da liderlere inanılmaz bir iş yükü getirmiştir. Çalışkan olmayan lider sürdüremez.

Ayşe Sultan

Abdülhamid
Erdoğan

Ayşe Sultan

Abdülhamid Han’ın kızı Ayşe Sultan’ın diliyle babasının çalışkanlığı

“Adeti erken yatıp, erken kalkmaktı. Sabahları güneşten evvel kalkıp hamama gider, banyosunu alırdı. Hamamın dış katında oturmak için bir sedir yaptırmıştı. Orada oturup giyinir, sabah namazını oracıkta kılar, sonra kahvaltısını ederdi. Sabah kahvaltısını çok hafif yapardı. Kahve ve sigarasını içtikten sonra doğruca Harem dairesine geçer, oradan Selamlık’a çıkar, masasının başına oturup Başkatip Paşa’yı isterdi. Burada tahminen saat on bire kadar resmî işlerle uğraşırdı. Yemek hazır olunca Harem’e geçer, annemle beraber yemeğe otururdu. Yemekten hemen sonra yatak odasındaki şezlongta sadece 15-20 dk.dinlenir, yine kalkıp sabahtan kalan işlerini görmek üzere Selamlık dairesine geçer, çalışmaya başlardı. Bu çalışma sırasında Başkatib’i, yahud 2. Katib’i, vükeladan (bakanlardan) bazılarını kabul ederdi. Bu çalışma akşamlara kadar devam ederdi. İşi çok olduğu zamanlar geceyarılarına kadar Mabeyn’de kaldığı olurdu.”

Ayşe Sultan’ın hatıralarından Abdülhamid Han’ın bir gününü nasıl geçirdiğini ve kızıyla fazla vakit geçiremeyen bir lider olduğunu gördük.

Aynı şekilde Erdoğan’ın kızları da babalarını görememelerinden şikayetçi olmuşlardır.

Abdülhamid’i anlamak herşeyi anlamak olacaktır!

NECİP FAZIL KISAKÜREK