Abdülhamid - Erdoğan

"Abdülhamit - Erdoğan" bir Boğaziçi Küresel projesidir.

Niçin Abdülhamid'in İzinde?

Esasında niçin ‘Yeni Türkiye’yi Abdülhamid’in izinde okuyalım dediğimizde, net bir şekilde şu soru ortaya çıkar: niçin tarih gözlüğüyle ‘Yeni Türkiye’ye bakalım ki? Yani ‘tarih ne işe yarar’? Tarihin en mühim faydalarından biri: ‘Zaman’ın değiştiremedikleri’ni bize göstermesi olacaktır. Bu tarih ilmini vazgeçilemez kılar.

Bu bağlamda, Necip Fazıl Kısakürek’in “Abdülhamid’i anlamak herşeyi anlamak olacaktır.” sözünün peşinden giderek, 19. Yüzyıl Türkiye’sinin en büyük lideri Abdülhamid Han üzerinden, 21. Yüzyıl Türkiye’sinin en büyük liderlerinden biri olan Erdoğan’ı okuma gayretine giriştik. ‘Yeni Türkiye’ ve ‘Hamidiye Devri’ bağlamında bakıldığında, Türkiye’de ‘zamanın değiştiremedikleri’ni ve 2 liderin Türkiye’yi başarıya çekip, sürüklediği noktaları ve bu yolda karşılaştığı engelleri ortaya koymaya çalıştık.

Andığımız bu iki liderin idareye çalıştıkları 2 Yeni Türkiye’ye baktığımızda görülenler şöyle sıralanabilir

Türkiye, ancak ve ancak ‘halkıyla uyumlu lider’ler başa geçtiğinde, büyük modernleşme atılımları göstermiş ve ‘çılgın projeler’ üretmiş: Modern Türkiye tarihinin en önemli liderlerini incelediğimiz zaman, gerek Abdülhamid olsun, gerek Atatürk olsun ya da gerek Erdoğan olsun net bir şekilde görülür ki, en çok demiryolunun döşendiği, en çok okulların açıldığı, kadınların en çok yaşama katılabildiği ve milli güvenlik gücümüzün patlama yaptığı dönemler, ‘halka rağmen halkçılık’ dediğimiz Batıcı bir modernleşmenin olduğu yıllar değil, ‘halkı için halkçılık’ yapan liderlerin başta olduğu yıllardır.
Türkiye’ye ‘çılgın projeler’ üretmek yakışır: Türkiye üzerinde bulunduğu coğrafya gereği dünyanın birçok yerinde bulunmaz, jeo-stratejik, jeo-ekonomik imkanlar ve fırsatlarla donatılmış bir ülkedir. Bu ülkemiz adına çok sevinilecek bir durumdur. Diğer taraftan gözlerini toprağımıza dikenlerin sayısının da çok olmasına bir işarettir. Yüz yıl önce İtalyanların, İngilizlerin, Rusların buralarda işgal faaliyetleri yürütmesinin, Hititler’den beri onlarca devletin kurulup yıkılmasının sebebi budur. Bu yüzden Türkiye maddî (ekonomi, savaş gücü, bilgi seviyesi) ve manevî (millî birlik, çalışma disiplini, ahlak) olarak ayakta durabilmek ve düşmanlarına diri olduğunu göstermesi için Hicaz Demiryolu, Tünel-i Bahrî, Marmaray, 3. Havalimanı vb. çılgın projeler üretmek zorundadır.
Batı sömürgeciliği ölmemiş, ‘içimizde yaşıyor’: Daha önceden Napolyon olsun ya da İngiltere Mısır’ı doğrudan işgal etmişti. Fakat bugün (2. Dünya Savaşı’ndan sonra) Batı’nın ‘sömürgeleştirme mekanizması’na baktığımızda, daha dolaylı yollardan ülkeleri sömürgeleştirdiğini görüyoruz. Yine Mısır örneğinden gidecek olursak, Mısır’ı doğrudan işgal etmiyor fakat Mısır içerisinden Mısırlı görünümlü bir savunma bakanı olan General Es-Sisi’yi destekleyerek, darbe marifetiyle ülkenin başına geçiriyor ve Mısır halkının faydasını gözeten Mursi değil de Amerika’nın NATO’sunun talimatlarını uygulayan birisi devletin başına geçiriliyor. Aynı şeyi PKK, Beşşar Esed ya da terörün beslendiği Afrika ülkelerinde de görebiliriz.
Türkiye’ye bakışta bir değişiklik yok: Avrupa, Osmanlı’yı öldürülüp mirası yenmesi gereken bir ‘hasta adam’ olarak tasvir ediyordu. Bu yüzden bugün de Batı’nın taleplerini (toprak, ayrıcalık, askeri üs, Ermenilere devlet-PKK’ya devlet) değil de kendi halkının taleplerini en öne koyan bir lider olursa, padişah bile olsa bir şekilde (?!), hal’edilirdi.Öyle ya, ‘hasta adam’ ölürse kimse buna şaşırmazdı.
Türkiye hala küresel düzlemde Müslüman lider çıkartabilen tek ülke: İslam aleminde Cemal Abdünnasır, Humeyni gibi liderler çıkmış olsa da hiçbiri Abdülhamid ya da Erdoğan gibi Endonezya’dan Fas’a kadar adını duyurabilmiş ve kabul görmüş değildir. Abdülhamid bunu hacıların büyük bir çoğunluğuna ilk kez trenle seyahat hizmeti vererek sağlarken, Erdoğan ise Abdülhamid’e benzer bir edayla Filistin Meselesi’ne sahip çıkışı, ‘One minute’ hadisesi, Suriyeli mültecilere ayrım gözetmeksizin kapılarımızı açmak ve Amerika’da, Somali’de, Irak’ta, Uzak Asya’da Müslümanlar için yapılan hayır işleri ve eserlerle sağlamıştır.
“Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin” düşüncesindeki muhalefetimiz: Balkan Savaşları’nda kısa süreyle yitirdiğimiz Edirne için söylendiği iddia edilen bir sözdür. Enver Paşa’nın, Abdülhamid’in ya da Erdoğan’ın başarısız olduğunu görmek için ülkenin işgal edilmesini görmezden gelecek, ekonominin batmasına sevinecek kadar nefret noktasında birbirleriyle kenetlenebilen bu ilkesiz muhalefet türü Abdülhamid zamanında da böyleydi şimdi de...

Abdülhamid’i anlamak herşeyi anlamak olacaktır!

NECİP FAZIL KISAKÜREK